Bir süredir aynı cümleyi kuruyorsun:
“Şimdi sırası değil.”
Çocuklar biraz büyüsün.
İşler biraz sakinleşsin.
Ekonomi biraz düzelsin.
Ben biraz toparlanayım.
Sonra yaparım.
Yapmıyorsun.
Yapamadığın için değil.
Nasıl yapacağını bilmediğin için hiç değil.
Yaparsan değişmek zorunda kalacağın için.
Değişim sadece bir karar değildir.
Dengeleri oynatır.
Rolleri sarsar.
Alışılmış düzeni bozar.
Ve zihin bunu tehdit olarak algılar.
Çünkü zihin büyümeyi sevmez.
Zihin bilineni sever.
İşte tam burada devreye bir şey girer: paradigma.
Paradigma bir düşünce değildir.
Bir karar değildir.
Geçici bir heves hiç değildir.
Paradigma, tekrar eden duygu ve davranışların zamanla kimliğe dönüşmesidir.
Bugün hayatta elde ettiğin her sonucu, bir zamanlar yerleşmiş bir paradigma sayesinde aldın.
Çalışkanlığın.
Sorumluluk bilincin.
Dayanıklılığın.
Bunlar da paradigmadır.
Mesele paradigmaya sahip olmak değil.
Mesele, hangi paradigmanın senin önünü açtığını, hangisinin seni kısıtladığını bilmek.
Ve seni kısıtlayanı fark edip, onu sana ve bırakmak istediğin ize hizmet edecek bir kalıba dönüştürmek.
Peki ama nasıl?

Paradigmalar Nasıl Değişir?
Paradigmalar nasıl oluştuysa, öyle değişir.
Tekrarla.
Ve duygusal yoğunlukla.
Çocukken sana kaç kez “Önce başkaları” dendi?
Kaç kez “Ayıp olur” öğretildi?
Kaç kez güçlü görünmen beklendi?
Tekrar.
Her tekrarın arkasında bir duygu vardı:
Onay.
Kabul.
Güvende olma.
Beyin o duyguyu kaydetti.
Ve bir kimlik inşa etti.
Bugün kendini yeni bir yerde hayal ettiğinde
— daha görünür, daha talep eden, daha yüksek bir pozisyonda —
içinde bir huzursuzluk oluşuyorsa, bu iradesizlik değil.
Bu kimliğinin sınırıdır.
Paradigma seni sabote etmez.
Seni şu anki kimliğinin içinde tutar.
Çünkü kimlik, konfor alanının psikolojik adıdır.
Her “Şimdi sırası değil” dediğinde, sadece bir cümle kurmazsın.
Beynindeki bağlantıları biraz daha güçlendirirsin.
Beyindeki sinir hücreleri birlikte ateşlendiğinde, birlikte bağlanır.
Tekrar eden her duygu, o bağı kalınlaştırır.
İşte paradigma budur:
Tekrarlanmış duygu + tekrarlanmış davranış = otomatik kimlik.
“Ben böyleyim.”
“Aslında potansiyelim var ama…”
“Ben risk insanı değilim.”
Bunlar gerçek değildir.
Bunlar tekrarın ürettiği kimliktir.
İyi haber şu:
Beyin değişebilir; paradigmalar dönüşebilir.
Ama paradigma sadece fark etmekle çözülmez.
Deneyimle çözülür.
Yeni bir paradigma, olumlu düşünerek kurulmaz.
Bilinçli tekrar ve duygu ile kurulur.
Oto telkin işe yarar.
Ama hissiz tekrar işe yaramaz.
“Ben değerliyim” demek başka,
bedeninde eski bir yetersizlik hissi varken o hissi düzenleyip yeni bir deneyimle eşleştirmek başka.
Paradigma dönüşümü zihinsel değil, duygusal bir yeniden kodlamadır.
Ve bu romantik değildir.
Rahatsız edicidir.

Eski Benliğinle Vedalaşmak
Çünkü bu süreçte sadece düşünceler değişmez.
Alıştığın rol değişir.
Başkalarının sende alışık olduğu versiyon da değişir.
Bir noktada her kadın ikiye bölünür.
Biri alışılmış olandır.
Güvenlidir.
Tanıdıktır.
İdare edendir.
Güçlü görünendir.
Diğeri henüz yaşanmamıştır.
Daha net.
Daha talepkâr.
Daha görünür.
Ve tam orada bir gerilim oluşur.
Eski paradigma der ki:
“Fazla olma.”
“Risk alma.”
“Dengeyi bozma.”
“Şükret.”
Yeni benlik ise fısıldar:
“Artık bu kalıba sığmıyorsun.”
Bu gerilim yorgunluk gibi hissedilir.
Motivasyon eksikliği gibi görünür.
Erteleme gibi yaşanır.
Ama aslında olan şudur:
Kimliğin genişlemek istiyor.

Ve sen bunu hissediyorsun.
Ve genişlemek, eski kimliğinle vedalaşmayı gerektirir.
Bazı kadınlar yoruldukları için değil,
eski kimliklerini bırakmaya cesaret edemedikleri için ağırlaşır.
Ve en acı gerçek şudur:
Büyümek istemeyen kadın yoktur.
Ama büyürken yalnız kalmaktan korkan çoktur.
Paradigma değişimi seni alkışlayan bir kalabalıkla başlamaz.
Sessiz bir karar ile başlar.
“Artık bu kalıba sığmıyorum.”
Ve o andan sonra soru şudur:
Gerçekten değişmek istiyor musun,
yoksa sadece değişmeyi hayal ederek kendini daha iyi mi hissediyorsun?
Kendini eski kalıbın içinde tutmaya devam mı edeceksin,
yoksa henüz bilmediğin bir versiyonunu keşfetmeyi mi seçeceksin?
Hande Gün Ertan
hande.ertan08@gmail.com